Hiç

Tarihi geçkin bir acı kondu yüreğine.. Vedalaşamadığı, kapıyı zorla üstüne kapadığı o kapı, yine… Akşam olmuştu ve eve gidip bildik tencerelerde, bildik yemekleri kaynatacaktı. Oscar alır mıydı bilinmez ama yine o suni gülümsemeyle sofraya oturup, gününü anlatacak, sofrada eksik olan tuzu tamamlamaya çalışacaktı çocuklarına. Bütün günü, etrafındaki insanların negatif bakışları arasında geçirmek bile çin işkencesi gibiydi. İnsan yaşamasa da duygularını abartmalıydı ya, bu yüzden bu benzetmeyi yaptığını düşündü. Kendi varlığını sildirmemek için, ben de buradayım demek için didindi durdu bugün de. Oysa asıl didinme şimdi başlıyordu, mutsuz olan evliliğini sürdürme çabası bunların yanında kocaman bir “Hiç”ti. Hiç deyince, Neyzen geldi, Mevlana şöyle bir kapıdan uğradı ve onlar da gittiler. Kocası ona, “sorun ne” diye sorduğunda, “hiç” dediğini hatırladı ve güldü. Ah Elif hiç diye diye elinde koca bir hiç kaldı! dedi.. Son bir kaç yıldır içinde gezinen bu yabancı ruh, ona büyük bir bitişin azraili gibi geliyordu. İki küçük kız ve tanımadığı bir koca… Annesini mi dinlemeliydi, babasına kafa mı tutmalıydı bilememişti ama artık bitmişti. Bu rolü daha fazla oynamayacaktı, çünkü rol yapmaktan aslını suretine teslim etmişti. Yemekten sonra hazırladığı o uzun konuşmayı yapacak, boşanmak istediğini söyleyecek ve 3 gün önce hazırladığı bavulu ve kızları kapıp çıkacaktı bu evden… Kapı çaldı, istemsiz bir el titremesi ile kapıyı açtı… Hiçbir şey olmamış gibi karşıladı kocasını, hiçbir şey oldu Elif. Diyemedi, öylece yaşadı hayatı.

2015′

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir